Siz değerli takipçilerimizle kısa bir deneyim yazısını sizlerle paylaşmak istiyoruz. Yazımızın, üniversite ve bölüm seçiminde genç arkadaşlarımıza yardımcı olabileceğini düşünüyoruz. Yazımız sizi yönlendirici gibi görünsede, hayatınızla ilgili kararlarınızın sizin öz düşünce ve kendi kararlılığınızla alınacağını bilmenizi isteriz… Umarız ki en doğru tercihi yaparsınız.

Yıllar önce ÖSYM tarafından bir anda değiştirilen sınav sistemiyle sudan çıkmış balık misali, afallamış bir şekilde 1 sene ÖSS’ye hazırlandım. Sınav ikiye ayrılmıştı ve birazda eskiye nazaran zorlaşmıştı. Neyse ki çok şükür kazasız belasız sınavdan İnşaat Mühendisliğine girebilecek puanı almayı başardım.(1) Dilimdi sıraydı şuydu buydu derken tercih yapma zamanı geldi. Aslında tercihim çok açık ve netti. Yıllarca hayalini kurduğum Bilgisayar Mühendisliğinden sınava hazırlandığım son yıllarda vazgeçmiştim ve İnşaat Mühendisi olmak istiyordum artık. Fark ettim ki ben Bilgisayar Mühendisliğini bilgisayarı çok sevdiğim için istemişim.(2) Ama biliyordum ki İnşaat Mühendisi için bilgisayarda olmazsa olmazlardandı.

Neyse gelelim tercih sürecine; dershane denilen ve parayla zorla insanların ders çalıştırıldığı sistemin içindeydik hepimiz. Bu nedenle hocalarım baskı kurdu üzerimde 1 sene daha hazırlan şimdiki sırandan çok daha iyisini yaparsın ODTÜ, İTÜ vs gibi üniversiteleri kazanırsın dediler. (Adını yazdığım ve yazamadığım gerçekten görevli kadrosuyla ve kampüsleriyle fark atabilecek üniversitelerin Türkiye’de bulunması çok gurur verici.) Neyse hocalarımın sözüne aldırış etmeden ve üzerimde ki 1 sene daha gel baskısını kırarak dedim ki ”Ben bu çileyi 1 sene daha çekmem” Çünkü genç yaşımda aynaya her baktığımda saçımda beyazlarım artıyordu. 1 sene daha stres çekmek demek 2 kat daha fazla beyaz demekti. Üniversiteyi kazanınca bu kararımın zaman zaman doğru, zaman zaman yanlış olduğunu düşündüm. Çünkü İnşaat Mühendisliği tıpkı diğer mühendislikler gibi kolay bir bölüm değildi ve gerçekten de zorlayıcıydı. ( Beyazlar aldı başını yürüdü.) (3)

Onlarca tercih listesi yaptım. Yazdım sildim, ekledim çıkarttım ama kararlıydım İnşaat Mühendisi olacaktım. (Ara ara mimarlıkta düşünmedim değil hani, ama mimarlık biraz sanat içerir bense işin matematiğinde bulunmayı seçtim.) Tercih süresi içersinde kendi memleketimde olan Pamukkale Üniversite’sinde ulaştırma ana bilim dalında hatırı sayılır bir hocama tercihlerim konusunda danışmaya gittim.(4) Hocam bana 1. ve 2. sıraya memleketimi yazmamı ve 3 ve 4’e yakın bir şehrin üniversitesini yazmamı öğüt verdi. (Çünkü ben uzaklara gitmeyi tercih etmiyordum.) Hocam konuşmasının en sonunda bana şunu söyledi ” bizim mühendis verme süremiz 4,5  veya 5 yıl bunu bil de yaz dedi. Hocam ben buna hazırım dedim ve önerdiği gibide yaptım 1. sıraya normal öğretimi 2. sıraya ikinci öğretimi yazdım. Ve arkasına önce yakın illerden başlayarak 22 tane daha inşaat mühendisliği bölümü yazdım. 23 tercihi boşuna yapmışım ilk tercihime ÖSYM tarafından yerleştirildim. Peki ya yerleşince bitti mi? Yıllarca üniversiteye kapağı at gerisi kolay dedikleri üniversiteye kapağı atmıştım artık. Ohhh be demiştim. Meğer daha yeni başlıyormuş…

İlk sınav sonucumun açıklandığı günü şuan gibi hatırlıyorum. Eyvah dedim işte şimdi yeni başlıyor hayatın zor kısmı. Hani yıllardır o yata yata dedikler o yaşam, mühendislikte yok öyle bir yaşam tarzı o gün anladım. Yata yata ancak karpuz büyür derler ya, evet doğruymuş çünkü ben okulu kazandığımda, 8 sene önce abimin bana örnek adam olarak gösterdiği arkadaşı hala okulda öğrenciydi. Adamı görünce çok şaşırmıştım ve dedim öğretim görevlisi mi oldun abi? ”He evet okulu üstüme yaptılar” dedi alaylı bir şekilde. ”Bir kurtulsam bir daha gelmem dedi.” (5)

Neden bu şekilde konuştuğunu 2. vizelere girdiğimiz zaman anladım. 1–3 barajı diye aşılması gereken bir engel vardı önümüzde. 1–3 ve 2–4 bazı üniversitelerde bulunan bir sistem. Eğer 1. sınıftan dersin kalırsa 2. sınıfı en yüksek notlarla da geçsen 3. sınıf olamıyorsun. Demek ki neymiş? Okulun bitmesini isteyen adam 1.sınıfı bitirmek zorundaymış. Birde şundan bahsedeyim 2 vize 1 final kavramı. Üniversite 1 de gördüğüm ve çok şikâyet ettiğimiz sistem. Bu sistem sayesinde neredeyse her hafta sınava giriyorduk. Bu yata yata dediklerine hiç uymuyordu. İlk sene bitimine doğru üniversitede eylemler oldu öğrenci örgütleri imzalar topladı bizlerde imza verdik ve 2 vize 1 final oldu 1 vize 1 final. Bunun anlamı şuydu daha az sınav daha az stres ve daha çok sınavsız gün. Daha sonra anladım ki kendimize çok büyük kötülük yapmışız. 3 sınav birbirine yakın ve bir sonraki sınavda çıkacak soruların çeşidi ve miktarı azken başarılı olma şansı daha yüksekmiş. 1 vize 1 finalin 2. döneminde bunu anladım. Çok şükür yaz okulumuzda vardı. Birçok öğrenci arkadaşımın, bende dâhil ”hocalar para için bırakıyor abi?” nidalarıyla okulda geçen sıcak yaz günlerinden bahsediyorum. Yaz okullarına verilen paralar öğrencinin zoruna gider hep. Çünkü dersten kalınmıştır ve parasını verip ”beceremedim hocam tekrar deneyelim mi?”nin acısı, o kısıtlı öğrenci bütçelerinde ve ailelerin almıyor mu kafan evladım nidaları içinde öğrencilere derin yaralar bırakır. Ama okulun en güzel dönemiydi bence ne yalan söyleyeyim. Ziplenmiş eğitim sistemiydi yaz okulu, 4 ayda kafamızın almadığını parasını vererek tıpkı dershanede olduğu gibi 1 ayda öğrenirdik.(6)

Zaman geçtikçe farklılık oluşturmam gerektiğini düşündüm. 1. sınıftan aklımın bir kenarında yer eden bir konu vardı ERASMUS öğrenci değişim programı. Kendi memleketimde ailemin yanında okuyordum düşündüm ki biraz dışarıya gitsem iyi olacak. O nedenle işi sıkı tuttum 1. ve 2. sınıfları yaz okullarıyla birlikte komple temizledim. Bir ara 1–3 barajı kaldırıldı ama beni etkilemediği için çokta haberim olmadı. 3. sınıfta Erasmus sınavlarına hazırdım ve 4. sınıfı dışarıda okumak istiyordum. Yalnız önümde bir engel vardı yabancı dil sorunu. Anadolu Lisesi çıkışlı olmama rağmen şu dil mefhumunu bir türlü çözememiştim. Çocukluğumdan beri, çocukluğum diyorum çünkü tam benim yaşıtlarım 4.sınıfa geçtik İngilizce dersi 4.sınıflara kadar indirildi. Hiç sevemedim İngilizceyi. Bu nedenle şu karara vardım bir yabancı dil öğrenmek zorundaydım ve yıllardır İngilizceyi öğrenememiştim sevememiştim. Düşündüm taşındım dedim ki Erasmus’a gideceğim madem Almanya’ya gideyim en azından Almancayı seversem onu bari öğrenirim. Bu noktada yaptığım tercihim şansımla birleşti. Üniversitenin Erasmus sınavlarını kazandım ve ortalamamla birlikte Almanya’ya gitmeye hak kazanmıştım. Bu süreçte üniversitemizin de Almanca hocalarından olan ve NLP olarak bilinen düşünce davranış ve öğrenme bilimi üzerine çalışan hocamın üzerimizdeki çabası sayesinde kısa sürede Almanca gibi öğrenilmesi zor olan bir dili yarım yamalıkta olsa öğrenmeyi başardım. Çünkü başka çarem yoktu. Daha sonra fark ettim ki Almanca sayesinde İngilizcem de bir o kadar daha gelişmişti. Bu konuda Almanca hocamın inanılmaz etkisi ve katkısı oldu.(7)Avrupa’nın birçok yerini gezme şansı bulduğum Erasmus’ta birçok dostluklar edindim yeni şeyler öğrendim. Ama bu bana okulumun 1 sene uzamasına mal oldu. Ama buna değmişti. Hocam zaten üniversite tercihini yaparken 4,5 5 yılda biter demişti. Bu nedenle ben gidip gezmesem zamanında bitirsem ayıp olurdu…(8)

Geri döndüğümde 4. sınıftan ve 3. sınıftan az sayıda dersim kalmıştı. Bunların büyük bir kısmı seçmeli derslerdi. Bu kalan seçmeli derslerimi geleceğim doğrultusunda seçtim. Şunu seçersem hoca sınavsız geçiriyormuş diye değil. Bu derslerden örneğin iş güvenliği ve işçi sağlığı şu an aldığım C sınıfı belgemin ve yapmakta olduğum İSG uzmanlığımın temelini oluşturdu. Demiryolu dersini seçtim özellikle ve yüksek lisansımda şu an bunun üzerine çalışıyorum.(9)  

İş hayatına gelince, bu iş bulma meselesi bildiğimiz şans faktörüyle ilintili olsa da, kendinize üniversite yıllarında katacağınız bilgi ve donanımla orantılı bir durum. Özet olarak şu şekilde değerlendirebilirim, kendinize sunabileceğiniz bir öz geçmiş oluşturursanız işi bulmanız kolaylaşır. Kurslara gidin değişik aktivitelere katılın farklı olun biraz. (Örneğin ben AKUT’u çok sevmiştim ama iş hayatım devamını engelledi.) (10)

İlk başladığım işe beni bayan bir mühendis arkadaşım davet etti. Bir bayan için şantiye zordur ama imkânsız değildir. (11) İkimizde birçok işçiden daha az maaş alıyorduk ve geceleri geç saatlere kadar çalışıyorduk. (İşe başladığım haftanın pazarı ramazanın ilk sahuruydu ve biz sabahın 4üne kadar beton döktük.) Ama işi öğrenmek o kadar da kolay değildi. Dikeni olmayan gül yoktur dedim sabrettim. Yeri geldi işçilerden birçok şey öğrendim. Fark ettim ki keşke işe üniversite yıllarımda başlasaymışım daha iyi olacakmış. Tecrübe tecrübedir.(12) Bu ilk işimden sonra bir enerji santralinin şantiye şefliğini yaptım ve bitirdim. Şu an 3. işimdeyim hayatımdan, tecrübelerimden tecrübesizliklerimden çok memnunum. İnsan ne yaptığını bilmeli ve hata yapmalı ki ders alsın…

Şimdi şunları söyleyebilirim ki;

1) Öncelikle yeterli puanı almaya çalışın.

2) Neyi neden istediğinizi bilin.

3) Hiçbir şey kolay değildir zorlanmaya alışın.

4) Tecrübeli birilerine her zaman danışın.

5) Kazanmak kolay kısmı kazanıp ta çalışmazsanız çok çekersiniz.

6) Yazdığınız üniversitenin sistemini detaylıca öğrenin çünkü çok önemli.

7) En az bir yabancı dili iyi seviyede öğrenin!

8) Yeni insanlar tanımaya, yeni yerler görmeye çalışın.

9) Derslerinizin geleceğinize direk etki edeceğinizi bilin.

10) Güzel bir öz geçmiş okul yıllarından başlar.

11) Bayanlar içinde mühendislik güzel bir seçenektir.

12) Yaptığınız seçimlerden ve hatalardan ders alın tecrübe edinin.

 

14.07.2013

Muhammed Demirkollu

İnşaat Mühendisi / İSG Uzmanı

Blog kategorimize sizde kendi deneyimlerinizi, öğrendiklerinizi yazabilirsiniz. İletişim için [email protected] veya iletişim formunu kullanabilirsiniz.

  • Taha

    İnşaat mühendisliği tercih etmeyi düşünen biri olarak bu bilgilendirmeniz ve tavsiyeleriniz için teşekkür ederim