İMO Yönetim Kurulu’nun geoteknik ile ilgili değerlendirmesi

0

İnşaat mühendisliği zemin-yapı ilişkisinin belirleyicisidir

İnşaat mühendisliğinin anabilim dallarından biri olan geoteknik anabilim dalı; en genel haliyle zemin
mekaniği, temel inşaatı ve zemin dinamiği bilim dallarından oluşmaktadır. Yaklaşık 30 yıl öncesine
kadar Zemin Mekaniği ve Temel İnşaatı olarak anılan bu anabilim dalı, günümüzde yabancı
kökenli “geo” ve “technics” kelimelinden türemiş olan Geoteknik olarak kullanılmaktadır.
Geoteknik anabilim dalının bir bilim dalı olan zemin mekaniği, zeminlerin özelliklerini ve zeminlerin
çeşitli etkiler altındaki davranışlarını inceleyen bir bilim dalıdır. Zemin mekaniği; mekanik,
mukavemet ve hidrolik prensiplerinin zemine uygulanması şeklinde de tanımlanabilir. Geoteknik
anabilim dalının diğer bir bilim dalı olan temel inşaatı ise zemin mekaniği bilimi vasıtasıyla elde
edilen zeminlerin mühendislik parametreleri ile birlikte yapı statiği, mukavemet, dinamik, betonarme,
yapı tasarımı bilgilerinin temel tasarımında kullanılmasıdır. Yalnızca bu tanımlara bakarak
bile geoteknik mühendisliğinin sadece ve sadece inşaat mühendisliğinin bir bilim dalı olduğunu
anlamak çok zor değildir. Çünkü yukarıda sıralanan mühendislik konuları tüm dünyada sadece in-
şaat mühendisliği bölümlerinde okutulmaktadır.r.

İnşaat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu`nun geoteknik ile ilgili değerlendirmesi

Bilindiği gibi Geoteknik, inşaat mühendisliğinin alt uzmanlık alanlarından biridir. Buna rağmen, sanki bir başka gerçek varmış gibi bir algı yaratılmaya çalışılması meslek disiplinleri arasında sorun yaratmakta ve mesleki alan sınırları sık sık ihlal edilmektedir. Bu, asıl olarak geotekniğin bilim dalı olarak özgünlüğünden kaynaklanmaktadır ve mesleki alanlar arasında kavram kargaşasına sebebiyet verilmektedir. Geoteknik, yer yer “meslek şovenizmi”, yere yer gelip geçici mesleki çıkarlar için önemsizleştirilme, kavram kargaşası içinde gölgelenme tehlikesiyle karşı karşıya bırakılmaktadır.

Geotekniğin önemini görünür kılmak ve sabitlemek için öncelikle geotekniğin net bir tanımının yapılmasında yarar bulunmaktadır. Geoteknik zemin-yapı ilişkisini ifade etmekte ve inşaat mühendisliğinin alt uzmanlık alanı olarak kabul edilmektedir. Bu, öznel değil, ulusal/uluslararası akademinin, bilim çevrelerinin, dünya ölçeğinde meslek kuruluşlarının ortaklaştığı evrenselliğe sahip nesnel bir tanımdır.

Mesleki alanların tanımı evrensel normlar, bilimsel kabuller ve mesleki kural ve kurullar tarafından belirlenmekte, mesleki uygulama esasları da tanımla doğrudan ilişkili olacak şekilde tespit edilmektedir. Meslekler, insana ve hayata dair ihtiyaçlar doğrultusunda ortaya çıkmış, ihtiyaçların karşılanamaması neticesinde oluşan sorunların çözümü doğrultusundaki çabalar ise mesleki uygulama alanlarının sınırlarını görünür kılmıştır. Üretim ve tüketim sürecinde doğa-insan, insan-insan ilişkisi bağlamında da ayrıntılı tanımına kavuşmuştur.

Evrensel normlar göstermektedir ki Geoteknik, tıpkı yapı, hidrolik, ulaştırma anabilim dalları gibi inşaat mühendisliği disiplini içinde görülen anabilim dalıdır. Örneğin Avrupa Birliği müktesebatında geoteknik mühendisi, geoteknik alanında özel ihtisasa sahip inşaat mühendisi olarak yer almaktadır. Aynı normlarda zemin etüdü ve geoteknik hizmetlerinin geoteknik mühendisinin sorumluluğunda olduğu da belirtilmektedir. Bu vurgunun dayanağı, üretilen yapının inşaat mühendisliğinin ilgi alanında olmasıdır.

Geoteknik uygulamalarının inşaat mühendisinin sorumluluğunda yapılmasındaki esas ve değişmez unsur, ortaya çıkan ürünün inşaat mühendisliği yapısı olmasıdır. Örneğin, her tür bina, sanayi yapısı, ulaştırma ve su yapıları, yer altı yapıları, enerji santralleri, spor ve kültür tesisleri, alışveriş merkezleri vb. bu kapsamdadır ve Geoteknik hizmetini verecek meslek insanının inşaat mühendisliği diplomasına sahip olması zorunludur.

Aynı şekilde her çeşit Geoteknik yapı tasarımının mekanik davranışı, yapı ve yapı malzemesi bilgisini de gerektirmekte ve bu konular inşaat mühendisliği eğitiminin temelini oluşturmaktadır. Dolayısıyla bu tür yapıların tasarım, projelendirme ve uygulaması sadece inşaat mühendislerinin yetki ve sorumluluk alanında, bilgisi dahilinde gerçekleştirilmelidir.

Şu gerçeğin altı çizilmeli, bir kez daha hatırlatılmalıdır: İnşaat mühendisliği eğitiminin kazandırdığı formasyon dikkate alındığında geotekniğin özel bir öneme sahip olduğu görülecektir.

İnşaat mühendisi statik, dinamik, mekanik, akışkanlar mekaniği, topografya, inşaat mühendisliği için jeoloji, zemin mekaniği, temel mühendisliği, gömülü yapılar, hidrolik, su yapıları, malzeme, konstrüksiyon tip, yöntem ve süreçleri, yapı analizleri, yollar, ulaştırma sistemleri, ulaştırma alt ve üst yapıları vb. konularında eğitilmektedir.

Görüldüğü gibi, zemini yapı ile birlikte değerlendirmek, yapıyı, kendi içinde ve zeminde herhangi bir soruna yol açmayacak şekilde uygun temellere oturtmak, bu tespitlerle ilgili her türlü analiz ve uygulamayı yapmakla görevli olan geoteknik mühendisi ihtiyaç duyduğu eğitimi, inşaat mühendisliği bölümlerinin çatısı altında almaktadır.

Güvenli yapı üretiminde geotekniğin önemi

Eğitim müfredatı karşılaştırması bile başlı başına, geotekniğin inşaat mühendisliğinin egemenlik alanında bulunduğunu ve meslek disiplinleri arasındaki mevcut tartışmaların dayanaksız olduğunu göstermektedir.

Zemin-yapı ilişkisinin önem arz ettiği yapı üretim sürecinde tartışmasız şekilde inşaat mühendislerinin istihdam edilmesi, aksi yönelimlerin güvenli yapı üretimi hedefinde büyük bir gedik açılmasına ve dolayısıyla da bir deprem ülkesi olan Türkiye açısından tehlikeye davetiye çıkarılmasına sebebiyet vereceği açıktır.

Değişik derecelerde depremselliğe sahip bu topraklarda yapı üretimini geotekniğin esaslarına sadık kalarak gerçekleştirmek, zemin seçimi ve etüdünden başlayarak proje ve uygulama aşamasına kadar bütün bir yapı üretim sürecini zemin-yapı diyalektiği üzerinden şekillendirmek gerekmektedir.

Çünkü inşaat mühendisliği bilimi her zeminde güvenli inşaat üretilebileceğini hükmetmektedir. Bu hükmü ortaya çıkaran gerçeklik geoteknik bilimine işaret etmektedir ki, bu, zemin tipine uygun temel tasarımının, güvenli yapı üretiminin en temel unsurlarından biri olduğunu göstermektedir. Bu iddiayı destekleyecek o kadar çok örnek vardır ki, aynı kentte, aynı depremde, bir yapı ayakta kalmakta, bir başka yapı yerle yeksan olmakta, bırakalım aynı kenti, deprem esnasında aynı sokakta farklı sonuçlar doğuran yapılarla karşılaşılmaktadır.

İnşaat mühendisliğinin bir alt disiplini, tamamlayıcı öğesi olarak geoteknik, bu noktada önem kazanmaktadır. Depremin yani yer hareketinin değil, binanın öldürdüğü gerçeği, bu durumun bir başka ifadesi olarak kabul edilmektedir.

İnşaat Mühendisleri Odası`nın konuyla ilgili yaklaşımı, zemin-yapı ilişkisinin sağlanması, statik projeye esas teşkil eden zemin etüt raporlarının hazırlanması ve parsel bazında yapılacak zemin etüdünün sonuç değiştiren önemiyle doğru orantılıdır.

Geoteknik odaklı devam eden tartışmalar şunu göstermektedir ki, öznel değil nesnel bir durumla karşı karşıya bulunmaktayız. Bir mesleğin içeriğinin ve sınırlarının “keyfiyete” göre değiştirilmesi nasıl mümkün değilse, meslekli alanların bilimin değil meslek grupların ve kişilerin tercihlerine göre tanıma kavuşturulması da aynı derecede kabul edilebilir olamaz.

Bilimsellikten uzaklaşmak, ülke ve toplum yararından uzaklaşmak anlamına gelecektir ki, hiçbir meslek grubunun bu durumda kalmasını istemeyeceğimiz bilinmelidir.