Dikkat Zemin Sıvılaşabilir!

0
Gölcük Depremi

1999 deyince hepimizin içinde mutlaka derin bir sızı oluşur. Ve hemen aklımıza ölen kardeşlerimiz gelir. Gözlerimiz dolar. Ben o günü yaşamadım ama zaten acılar hissedilir. Yaşanmasına gerek yoktur. Peki, bu yaşananların suçlusu kimler? Baktığımızda davaların bir kısmı zaman aşımına uğramış birkaç kişi ceza evine girmiş.

2010 yılında depremdeki can kaybının sayısı güncellenerek 17.480’den 18.373’e çıkartılmıştır.  Burada konu şu ki o kadar insanın ölümüne sadece müteahhitler neden olmuş olamaz. Burada biz mühendislerinde büyük suçu var. Baktığımızda bu depremlerin bir kısmına zemin sıvılaşması neden olmuştur. Ve o kara geceye kadar akademisyenler dışında zemin sıvılaşmasını dikkate alan olmamıştır. Gerçi şu an yine pek akıllandığımız zannetmiyorum ülke olarak. ‘Peki, sıvılaşma nedir?’ sorusu geliyordur aklımıza. Sıvılaşma, doygun gevşek kumlar ve plastik olmayan siltli zeminlerde artan boşluk suyu basıncıyla tanelerin birbirine yük aktaramaması ve bunun sonucunda zeminin direncini kaybetmesidir. Tanımımızda belirttiğimiz zemin tipleri çok önemlidir. Özellikle kumların gevşek oluşu. Çünkü sıkı kumlarda sıvılaşma olmaz. O yüzden her kumda sıvılaşma olur diyemeyiz. Zemin tipinin dışında yer altı su seviyesinin durumu, zeminin rölatif sıkılığı, depremin büyüklüğü de etkilidir.

Adapazarı Depremi

Su olmadan sıvılaşma OLMAZ!

Zemin yüzeyinden aşağıya doğru 10-15 m arasında sıvılaşma analizi yapılır. Mesela etüt raporunda 30 m’de adam sıvılaşma analizi yapıyorsa ve burada sıvılaşma var diyorsa ‘hop ne oluyor?’ diyebilmeliyiz. Bu etüt çalışmalarını yapan yerler aynı zamanda zemin iyileştirmesi de yapıyorsa böyle şeyler duymamız normal. Her su olan yerde hemen iyileştirme olmaz. Ama o zemini iyileştirecekse de zemini tipine uygun bir yöntem seçmeliyiz. Mesela gidip ince malzemelerin sıvılaşma analizi için Spt deneyi yapmamalıyız. Arkadaşlar bizler taş gibi sapasağlam binalar yapabiliriz ama bina depremde yan yatacaksa ya da çökecekse bunun bir anlamı kalmaz. Durup bir düşünelim. Evler, iş yerleri vs. yıkılıyor. Arkadaşlar bu hayat durur demek. Ölümler, açlık, evsizlik, dram, gözyaşı ve sayamayacağım bir çok şey demek. Bunların hepsi dikkate almadığımız sıvılaşma yüzünden oluyorsa bizler için vicdan azabı demek. 17 ağustos deprem kayıtlarına göre 285.211 ev, 42.902 iş yeri hasar gördü. Bunlar çok ciddi rakamlar. 7,5 büyüklüğünde 45 sn süren bu deprem çok acı sonuçlar doğurmuştur. Hatta o kadar ki 52 ülke gerek acil yardım ekibi, gerekse araç, gereç ile tıbbi ve insani yardım malzemeleri göndermiştir. Sonuçlarını ağır ödedik ve ödemeye devam ediyoruz. Silkelenme vakti artık. Diğer ülkelerde mal kaybının bile yaşanmadığı deprem büyüklüklerinde bizim ülkemizde can kayıpları yaşanıyor.

Bakın arkadaşlar 1999 Gölcük depreminden sonra zemin etütleri zorunlu hale gelmiştir. Ancak dışarıda etüt çalışmaları yapan yerlerin talep ettikleri fiyat aralığı insanı bir düşündürüyor. Gerçekten yapıyorlar mı? Okuldaki hocalarımın başına gelen bir olay bu düşüncemi pekiştirdi. Bu olayı sizlerle de paylaşmak isterim. Hocalarımız okul ile ilgili bir iş için etüt çalışmaları yaptırmak istiyorlar. Bu yüzden A firmasına gidip fiyatı soruyorlar ardından B firmasına gidip fiyat soruyorlar. Ancak B firması A firmasının iki katı fiyat talep edince konuştukları kişiye A firmasının daha az istediğini söylüyorlar. Bunun üzerine adam ‘gidip sondaj esnasında başlarında duracağınızı söyleyin’ diyor. Adamın dediğini gidip söyleyince fiyatı arttırıyorlar. Gördüğümüz gibi bizler işimizi doğru yapsak bile etrafımızda çakalların olduğunu unutmamalıyız. İşlerin başında durup dikkatli olalım. Ve lütfen yaşanan acılar tekrarlanmasın. İnsanlar deprem sırasında ölebilir. Ama bu ölümlerin suçlusu bizler olmayalım.